IMKB: 42.499 / %-0,29Dolar: 1,2295 YTL / %-0,97Euro: 1,9105 YTL / %-0,52
İstanbul : °C     Ankara : °C    İzmir : °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özür diliyorlar ama kendileri hala aynı
24 Nisan 2007 Salı 22:50
Sponsorluğunu Aydın Doğan Vakfı'nın yaptığı Basın Enstitüsü Derneği, 2003'ten bu yana genç gazetecilere meslek içi eğitim veriyor. Benim de röportaj teknikleri dersiyle katkı yapmaya çalıştığım derneğin bu hafta Amerikalı bir konuğu vardı
Sponsorluğunu Aydın Doğan Vakfı'nın yaptığı Basın Enstitüsü Derneği, 2003'ten bu yana genç gazetecilere meslek içi eğitim veriyor. Benim de röportaj teknikleri dersiyle katkı yapmaya çalıştığım derneğin bu hafta Amerikalı bir konuğu vardı: Washington State Üniversitesi, Liberal Arts Bölümü Dekan Yardımcısı Susan Dente Ross.

Kendisi eski bir gazeteci. Main şehrinde haftalık bir gazetenin sahibi olmuş ve sonra satıp kendini gazetecilerin eğitimine vermiş. Yedi yıldır barış gazeteciliği konusunda çalışıyor. Kendisini genç meslektaşlarımla birlikte dinledim.

Gazeteciliğin bütün dünyada savaşa hizmet ettiğini, nesnelliğin sadece bir mit olduğunu, tarafların görüşlerini yansıtmanın gazeteciyi objektif yapamayacağını, ortak noktaların değil farklılıkların altının çizilerek kalıp yargıların pekiştirildiğini, profesyonel gazetecilerin sorunların çözümü için sorumluluk almadığını, hükümetlerin stratejik çözümlerini desteklediğini anlattı. Bu durum ancak barış gazeteciliği ile değiştirilebilirdi. Gazeteciler olaylara sadece tanık olmaktan vazgeçmeli, kullandıkları her kelimenin, gösterdikleri her karenin hangi gelişmelere yol açabileceğinin bilincinde, öngörü ve sağduyu sahibi olmalıydı. Çatışmanın taraflarından sadece biri kazançlı görünüyorsa, bu aslında her iki tarafın da kaybetmesi demekti. Çok kısaca özetlediğim bu konuşmanın ardından Ross ile Amerikan medyasını konuştum. Kendisi ile temas kurmak isteyenler için işte e mail adresi: suross@wsu.edu

Barış gazeteciliği açısından Amerikan medyasının şu anki durumu ne?

Çok az barış gazetecisi var. Çoğunluk kendilerinin objektif, adil ve profesyonel olarak çok yeterli olduğunu düşünüyor. Barış gazeteciliğini önyargılı bir misyon gazeteciliği olarak değerlendiriyor.

Amerikan medyası hep mi böyleydi? Yoksa 11 Eylül'den sonra bir kırılma mı oldu?

(Gülüyor) Her zaman böyleydi. Şimdi durumun daha kötü olduğunu düşünmemizin sebebi, "basın kötü" demenin artık bir siyasi moda oluşundan. Bu bir oyun. Herkes tarafından görülen bir makale ya da bir haber yazdıktan sonra "Biz bu haberde hata yaptık. Özür dileriz" demezseniz Amerikan halkı o haberin doğruluğuna inanmaya devam eder. Ama "Çok özür dilerim. O haberde hata yapmışım" derseniz o zaman Amerikan kamuoyu sizin objektif olduğunuzu, o hatanın bir tek o habere ilişkin olduğunu düşünür ve size inanmaya devam eder. Medya özür diliyor; ama kendisini değiştirmiyor. Yani kendilerini günah keçisi yerine koymayı değişmeye tercih ediyor, yine bildiklerini okuyorlar. Oysa yaptıkları hata tek tek olaylarla sınırlı değil. Bütünüyle yanlış bir gazetecilik yapıyorlar.

Acaba süper güç olmanın getirdiği pervasızlık psikolojisi mi bu anlayışı besleyen?

Belki, kısmen. Ama biz gazetecilerimizi zaten böyle eğitiyoruz. Profesyonel gazeteci gider hükümet yetkilisine. Ondan alır haberi ve bunu gerçeğin kendisi olarak yansıtır. Sonra gider karşıt görüş alır. Ama esas olarak haberin çerçevesini resmi otoriteler meydana getirir.

Bu durumun ana sebebi ekonomik olsa gerek.

Evet. Medya sahipleri hükümet ile aynı çıkarları paylaşıyorlar. Bunlar ABD'nin en zengin insanları. Bu bir sistem meselesi. Okuldan çıkan genç gazeteciler bu sistemin içine onu değiştirebilme umuduyla giriyorlar. Ama girdikleri zaman onlar da sistemin bir parçası oluyorlar. Tabii onları eğiten hocalar da yine ülkedeki hakim kültürün, medya anlayışının doğrultusunda eğitiliyorlar. Bu öyle bir ekonomik sistem ki, içine giren iyi unsurları bile öğütüyor. Şunu da akılda tutmanız lazım. ABD'de son yüz yıldır bir sol söylem gelişmedi. Hiçbir zaman kapitalist sistem sorgulanmadı. Eğer demokrasi istiyorsanız mutlaka sorgulanması lazım. Böyle bir tartışma olmazsa kamuoyu, gazeteciler, insanlar bir şüphe sorusu uyandıracak bilgiyi, belki hükümet bizi yanıltıyor sorusunu soracak kadar bir bilgiyi nereden alabilirler?

Yani görüntüsünün aksine tek sesli bir toplum mu Amerika?

ABD için evet demokrasinin sembolü deriz. Öte yandan farklılıkların bir araya gelip eridikleri bir potadır. Bu ikisi birbiriyle çelişkili kavramlar. Çünkü demokrasi çok geniş bir alanda çok seslilik demektir. Ama pota işi tek sesliliğe yönelik bir tavırdır.

Genç gazetecilere konuşmanızda kelime seçiminin önemini anlattınız, biz ve ötekiler ayrımının yarattığı tehlikeye dikkat çektiniz. Irak haberleri Amerika'da şöyle mi veriliyor? ABD askerleri öldürülüyor. Ama Iraklılar ölüyor!

Evet böyle veriliyor. Amerikalı ölen askerlerin isimlerini, ailelerinin hayat hikâyelerini anlatıyorlar. Ama Iraklı ölüleri sayı olarak veriyorlar. Bu pek çok ülkede, neredeyse bütün dünya medyasında böyle.

Amerikan medyasında "Ya hakikaten kitle imha silahları yokmuş. Bizi yanılttılar. Ne işimiz var o topraklarda? Meğerse petrol savaşıymış olay" diyenler yok mu?

Böyle söylemeye başlayanlar var. Ama bu Kongre seçimleriyle üst üste düştü. Çünkü Demokratlar kazanınca Kongre'deki siyasi hava da değişti. Medyanın şimdi "bizi yanılttılar" gibi şeyler yazması sebebi bu seçimler. Çünkü bunları kendi fikirleri gibi değil, Demokratların ağzından yazıyorlar. "Evet ne işimiz var Irak'ta" diye kendi fikri olarak yazmıyorlar. Amerikan gazetecisinin gerçeği yansıtma anlayışının temeli bu. 11 Eylül'den sonra Bush'un pozisyonunu tespit ve eleştirecek bir hükümet yetkilisi bulunamıyordu. Birkaç akademisyen vardı eleştiren. Veya biraz böyle tuhaf solcular, pasifistler, barış yanlıları. Ve onlar dışlanıyor zaten toplumda. Şimdi Bush'un politikalarını eleştiren hükümet yetkilileri ortaya çıktı. "Irak'tan çekilelim. Irak'a asker, para vermeyiz" diyerek Bush'un politikalarını eleştiriyorlar. Medya, onların ağzından yazarak, ancak bu, şekilde Bush'u eleştirebiliyor. İşte bizim savunduğumuz barış gazeteciliği bu "Biz objektifiz. Irak'a girilmesine karşı çıksak bile o savaşla ilgili; ancak resmi yetkililerin görüşünü aktarabiliriz" anlayışına karşı.

Ne kadar zamandır bu konu üzerinde çalışıyorsunuz?

Yedi yıldır. Amerika'da yüze yakın kişi barış gazeteciliği üzerine çalışıyor. www.peacejournalism.org sitesine girebilirsiniz. Orada gazetecilerin yaptığı işler var. Kolombiya'da, Peru'da, Avustralya'da birtakım çalışmalar var. BBC yaptı birkaç proje. Fakat bunlar çok küçük projeler.

Düşündüm de, barış çok tüketilen, kullanan kişiye bağlı olarak negatif çağrışımları da olabilen bir kelime. Onun yerine vicdan gazeteciliği desek nasıl olurdu acaba?

Bu terminoloji konusunda çok haklısınız, büyük bir tartışma var. Ben de bir anlaşma, uzlaşma gazeteciliği demek isterdim. Bizim yapmak istediğimiz bugüne kadar uygulanan gazetecilik anlayışını kökten değiştirmek.

Amerika'nın rekabete, kazanma hırsına, güce tapmaya dayalı kültürünün vicdanlara etkisi nedir acaba?

Yani tartışmak lazım, Amerikan insanının vicdanı Türk insanından nasıl farklılaşır? Mesela Amerikan kültürünün saydığınız bu unsurlara dayandığını nereden biliyorsunuz?

Gittiğimde gördüklerimden, okuduklarımdan, filmlerden....

Ama onlar yine medyanın size sundukları. Bizim gerçek insanlarımızın ve yaşadıklarımızın Amerikan bilinci, Amerikan insanı, Amerikan kamuoyu diye yansıtılanla hiç ilgisi yok. Popüler medyanın amacı halkı olduğu gibi yansıtmak, haberin gerçeğini bulmak değil. Onların amacı para kazanmak. En çok nereden kazanırsa o şekilde. Mesela siyah halkın yaşam tarzı. Bunun popüler medyada yer alışı gerçek ile hiç uyuşmuyor. Hatta biz bunu çok eleştiriyoruz, beyazlar eleştiriyor, siyahlar eleştiriyor. Herkes eleştiriyor. Ama değişmiyor. Medya yine siyah Amerikalıları o biçimde yansıtıyor. Çünkü o satıyor. Milyonlarca insan var. Onların hangisi Amerikan gerçeğini temsil ediyor? Bizim teker teker değişik bakış açılarıyla, değişik insanları yansıtmamız lazım. Böyle bir şey yapmıyoruz. Milyonlarca insanın, bütün Amerikan halkının düşüncesi, duygusu bu nasıl diyebiliriz?

Bu durumda insanları belli gruplara ayırmadan haber vermeyi mi öneriyorsunuz?

Gruplardan yazmak, grupların haberini vermek daha kolay tabii. Bazen de bireyin haberini veriyoruz. Ama onun hayatından herkesin çok dikkatini çekecek iç gıcıklatıcı bir unsur varsa veriyoruz. Niçin mesela orta Amerika'da tarım sübvansiyonları kesildiği için artık eskisi kadar para kazanamayan ve çocuklarını beslemekte zorlanan bir köylü kadının hikâyesini anlatmıyoruz? Çünkü bu satmıyor. Bakın orta Amerika'da bizim ekonomimizin temeli aile çiftliklerine dayanırdı. Zamanla bunlar yok oldu. Yerlerini büyük tarım kuruluşları aldı. Ama bu hikâyeyi hiçbir zaman medyada görmedik. O insanlara ne oldu? Neler yaşadılar bu süreçte? Aynı şekilde şehirlerdeki işyerleri şehir dışına çıktılar. Şehirler çöktü, insanlar işsiz kaldı. Ama yine de bazı küçük nişler var. Oralarda insanlar hayatlarını idare etmeye çalışıyorlar. Ama onların sıkıntılarını bilmiyoruz. Bu hikâyeler yok medyamızda.

Barış gazeteciliği anlayışı henüz başarılı olamıyor mu?

Tabii ki bazı örnekler var. Ama bugüne kadar yapılan gazeteciliği, bir gecede değiştiremeyiz. Biz nelerin hata olduğunu, nasıl düzeltebileceğimizi söyleyeceğiz. Bu tartışılacak, yayılacak. Yani uzun bir süreç. Ama gelişeceğini görüyorum gazeteciliğin. ABD'de bir "indymedia.org" örneği var. Bunlar gazetecilerin gönüllü olarak haberlerini gönderdikleri bir web sitesi. Haberin gerçek haliyle sunulduğu siteler. Yani gazetenin verdiği, editörün istediği şekilde değil, muhabirin kendi gördüğü şekilde yazdığı haberler. Bu şimdi yeni bir mit oluşturmakta. Bunlar küçük barış gazeteciliği adacıkları. Bazen de gazetelerde yayınlanan barış gazeteciliğine uyan haberleri alıp siteye koyuyorlar. Ben insanların barış gazeteciliği yapabilecekleri, bu konuda yeteneklerini geliştirecekleri bu küçük grupları eğitmeyi amaçlıyorum.

Konuyla ilgilenen Türklere de eğitim verir misiniz?

Eğer benimle veya bu konuda eğitim veren diğer hocalarla barış gazeteciliğini çalışmak isteyen gazeteciler olursa elbette. Üniversitelerde böyle bir bölüm açmak isteyen olursa, bizim geliştirdiğimiz akademik programlardan yararlanabilirler.

The Pew Research Center adlı kuruluşun bir araştırmasına göre Amerikalıların yüzde 31'i Bush'un adını bilmiyor. Bunun gibi çok ilginç istatistikler var. Medyanın Amerikalıları cahilleştirdiğini anlatıyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Artık gazetecilik öyle bir şekilde yapılıyor ki Amerikan halkını haberlerden soğutuyor. 70'lerden beri biz biliyoruz ki artık Amerikan halkı bu gazeteleri sevmiyor, okumak istemiyor. 18-25 yaş arasındaki gençler dünya ile ilgili haberleri sinemadan almaya başladılar. Editörlere niçin halk sizi almıyor diye sorduğumuzda, 'biz işimizi yapıyoruz' diyorlar. İnsanların gazete okumaması artık bir felaket haline vardı. Bu durum gazete sahiplerinin dikkatini çekmeye başladı. Ben gençken ortalama bir Amerikalı günde üç dört gazete okurdu, bugün gazeteleri hiç görmüyor. Görenler de on dakikadan az bir zaman harcıyorlar gazeteye.

Bunun sebebi, gazeteciliğin yanlış yapılması mı?

Bana öyle geliyor; ama kesin bir şey söyleyemem. Başka bir yol denenmiyor çünkü. Fakat biliyoruz ki Amerikan halkı, haber yazımının temel kuralı ters piramit yönteminden nefret ediyor. Amerikan halkı hikâye okumak istiyor. Fakat hikâyelerin uzun olması lazım. Editörler ise istemiyorlar uzun hikaye. Bu izlenme oranları daha da düşerse ya haberler tamamen kalkacak veya doğru düzgün, hikâyesi olan haber yapmaya başlayacağız. Haberlerin izlenme oranı feci derecede düştü. Ben gençken televizyonun gece haberleri bir buçuk-iki saatti. Şimdi 18 dakika. Gazeteler bir reklam dağıtım mekanizması. Amerikan gazete okuyucusunu en fazla kızdıran şey bulmacasının veya burçların unutulmuş olması.

Bir New York Times, bir Washington Post tiraj düşüklüğünü mesele yapmıyor mu?

Gazetelerin tirajları çok düştü; ama kârları yükseldi. Gazetenin sahipleri gazeteciler değil, işadamları. Onun için memnunlar hayatlarından. Paralarını kazanıyorlar. Bu durumlar üzerine düşünen, düzeltmek isteyen çok az sayıda Amerikalı var. Ama Türkiye'deki genç bir gazeteci arkadaşımın da bana söylediği gibi güçsüz hissediyorlar kendilerini. Çünkü sistem onları dışarıda tutmak üzere programlanmış.

Kaynak:

Bu haber toplam 2038 defa okunmuştur




Webhaber.com sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır. © 2007 Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. | Yazılım ve Sistem Yönetimi: KV Bilişim